

Erim'in Kızı Cilvana'nın
Gelini Bilor ÖZKOŞAR ve Ağabeyi Erimli Mürşit CENGİZ
Bacı Kardeşin Kader Birlikteliği
22 Temmuz 2009’da hayata gözlerini yuman kardeşi Bilor Özkoşar’ın acısına dayanamayan ağabey Mürşit Cengiz Ankara’dan “Bilor’un purşuk çorbasını içmeye gidiyorum” diyerek geldiği Bursa’da akraba efradını ziyaret etti. İki gece kaldığı bacısı Bilor Özkoşar’ın evinde gözü hep bacısını aradı. Kardeş hasretine dayanamayan ağabey, eniştesi Mağrip Özkoşar ile hep gözyaşı döktü. Sabah kahvaltısını bacısının evinde yaptıktan sonra diğer bir bacısının kızının evine giderken yolda gelen kalp krizine yenik düşerek 15 Ekim 2009 Perşembe günü yani bacısının ölümünün üzerinden daha 3 ay geçmeden o da hayata gözlerini kapadı.
Aynı hastane, aynı doktorlar!
Ankara’dan gelip Bursa Teleferik’te kalp krizi geçiren Erimli Mürşit Cengiz, Bacısı Cilvanalı Bilor Özkoşar ile aynı kaderi paylaştı.
Geçtiğimiz 22 Temmuzda Diyaliz ünitesinde verilen kahvaltı esnasında gelen kalp krizinde ilk müdahale yapıldıktan sonra ambulans ile hastaneye kaldırılan Bilor Özkoşar’a yapılan tüm müdahalelere rağmen hayata veda etmişti.
Geçtiğimiz günlerde kardeşinin çorbasını içmek için Ankara’dan Bursa’ya gelen ağabey Mürşit Cengiz’de 15 Ekimde kalp krizi geçirmişti. Olay yerine çağırılan ambulans 7 dakika gibi kısa bir süre içinde gelmiş, ilk müdahale yapıldıktan sonra Bursa’da birçok hastane olmasına rağmen, 2,5 ay önce hayata gözlerini yuman kardeşinin götürüldüğü hastaneye götürülmüş, aynı odada, aynı doktorların müdahalesine rağmen o da bacısı gibi aynı kaderi paylaşarak hayata veda etti.
Olayı duyup hastaneye koşan yakınları ise aldıkları acı haber üzerine yıkılırken, bu tesadüfler karşısında da şaşkınlıklarını gizleyemediler.
ACILARLA DOLU BİR YIL
2009 yılı hem ben hem de ailem için acılarla dolu bir yıl oldu. 2008 yılı başından başlayan iç kriz ve hemen sonrasında başlayan ekonomik kriz iş hayatımı alt üst etti. “Her çıkışın bir inişi vardır” düşüncesiyle hayat yolunda verdiğimiz mücadeleye zaten sıkıntılarla dolu başlayan 2009 yılında art arda gelen acılar eklendi. Yaşanan bu acıların tarifi imkânsızdı. Kelimelere dökmeye çalıştığımda oluşan cümleler içinde yüreğime oturan acıyı maalesef ifade edemiyorum.
40 yılı aşkın hayat içinde yaptıklarının çoğunu ailesi için yapan birinin duygularıdır bu satırlar. Kardeşimin sağlık tedavisi için yurtdışı gereksinimi öğrendiğimde kafama koyduğum Avrupa ülkesi ise Fransa olmuştu. İlk defa Basın Vizesi ile 1988 yılında Fransa’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri için geldiğim Fransa’da ilk işim kardeşim ve ardından hemen küçük kardeşim Murat’ı getirerek tedavisini sağlamak oldu.
Aile ortaklığı baltalandı
Bin bir müşkülata katlanarak çıktığım Avrupa’daki hayat yolculuğunda kardeşim Turgay ile birlikte ailemin geleceği için oluşturduğum güce küçük yaşlarda aynı kaderi paylaştığım ve uzun yıllar Ankara’da bir ekmeği kırıştığım Erimli Mürşit dayımın oğlu Nevrettin Cengiz’i de kattık. 1990 yılında Fransa’da tekrar kader birliği yaparak yöremiz tabiriyle dayı-bibi çocukları bir araya gelerek inşaat sektöründe şirketimizi de kurmuş olduk. Fransa’da gazetecilik mesleğim yanında aile ve çevremiz için kurduğumuz şirketten kimler istifade etmedi ki…
Bu kurduğumuz iş ortaklıklarını en son 3 kardeş (Özkoşar) ve 3 de kuzenden (Cengiz) oluşan toplam 6 aile ortaklığı ile genişlettik. Yıllarca vermiş olduğumuz mücadele sonunda elde etmiş olduğumuz güç birliği cahil çevredeki kıskanç kafaların da etkisiyle dar görüş ve bencil düşünceler yüzünden 18 yıllık uzun birliktelik çatırdamaya başladı.
Yıllar öncesinde insani temeller üzerine kurulan dayı-bibi çocuklarının aile ve iş ortaklığından 18 yıl boyunca çevremizdeki tüm insanlar bu güçten yararlanırlarken örümcek ve kıskanç kafalar yüzünden oluşan iç aile krizine bir de global ekonomik kriz eklenince yaklaşık iki yıl önce başlayan çatırdama bu sağlam temeller üzerine kurulan aile birlikteliğini bir türlü yıkamadı.
Acılarla gelen çökme
2009 yazının tam ortasında art arda gelen acılar bizi oldukça sarstı. Köyümüzün değerli gençlerinden ve kardeşim Turgay’ın ekizi olarak da gördüğümüz Bilent Ayar’ın geçirdiği ağır kazanın acısı daha yüreğimize yeni oturmuşken aldığımız annemin ölüm haberiyle adeta ailece yıkılmıştık. Ana kaybetmenin acısı daha kalbimizde tazeliğini korurken ardından tam 85 gün sonra annemin tek ağabeyi olan ve birçok Cilvanalının da yakinen tanıdığı Erimli Mürşit dayımı kaybetmenin acısını yaşıyoruz ailece…
Bacı kaybetmenin acısını yaşadı
Fransa’da yanımızda olan dayımın oğlu Orhan 2008 yazı kardeşim Turgay ile birlikte izine Türkiye’ye gelmişlerdi. Turgay ve her biri bir yerde olan diğer 5 kardeş annemin yanında tatillerinin bir kısmını geçirirken Ankara’da yaşayan dayım Mürşit Cengiz’de oğlu Orhan ile birlikte Posof’a yani köyleri Erim’e gitmişlerdi. Daha 4’üncü gündeyken dayım bacısının ölüm haberini alır almaz apar topar Posof’tan Bursa’ya gelmişlerdi.
Yaşlı dizlerin bağı çözüldü
Babamların oturduğu Bursa Teleferik’te Akçağlayan camii morgunda bacısının yüzüne bakmak için içeri girdiğinde tabuta doğru ağır adımlarla yavaşça yaklaştı. Bacısının soğuk yüzü açıldı o uzun adam eğildi bacısını öpmek istedi. Adeta uzun bacaklarının bağı çözüldü ve dizlerinin üzerine çöktü. Dayanamamıştı bacısının soğuk yüzünü görmeye. Yere çökecekken 4-5 yeğeni birden koltuklarının altından tuttu ve kaldırdılar. Gözlerden dökülen yaşlara baktığımda zaten acılı yüreğim daha fazla dayanamamış az kalan göz torbalarımdaki yaşları bırakmıştım ve hıçkıra hıçkıra ağlamıştım dayımın o haline.
Bu acıya ancak 2,5 ay dayanabildi
Ankara’da yaşayan dayım Mürşit Cengiz her yazı köyü Erim’de geçirirdi. Bu yaz sadece 4 gün kalabilmişti. Yıllardır arzuladığı Ahıska’yı oğlu Orhan’ın sayesinde görecekti. Ardahan’a pasaportunu uzatmak için gittiğinde pasaportu uzatıldı ama imzalayacak yetkili olmadığı için bir gün sonraya ertelendi. O gün alsalardı pasaportu ertesi gün geçeceklerdi Ahıska’ya. Yıllardır dağın arkasında babalarından dinlediği ama bir türlü gidip de göremediği Ahıska ona yine nasip olmayacaktı. Aynen yurtlarından sürülüp vatan diye diye Orta Asya steplerinde can veren Ahıskalılar gibi…
Bursa’ya bacısının ölümüne gelen dayım Bursa’dan ayrılırken bana Ramazandan sonra geri geleceğini ve ziyaret edeceği tüm akrabalarının isimlerini de teker teker saymıştı bile. Sanki ölümünü biliyor ve Ramazandan sonrasına da bacısı ile aynı kaderi paylaşırcasına Azrail ile Bursa Teleferik’teki randevusunu “oğlan dayıya çeker” diye zamanla gururlandığı ve gerçektende çok sevdiği yeğeni ile paylaşıyordu. Bunun farkına 15 Ekimde aldığım acı haberin ardından sonra varacaktım.
Röportajda gelen acı haber
Bir hafta öncesine Bordeaux’ya gelen Kadın ve Aileden sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın toplantısında tanıştığım Sabah gazetesi muhabiri Cansu Ekmekçioğlu İstanbul’dan gelmişti. Dünya’nın şarap Başkenti olarak bilinen Bordeaux’da üzüm kesimleri (Bağ bozumu) başlamıştı. Türk kadınlarının da çalıştığı bir şatodan önceden randevu almıştım. Rakip gazetede çalışmasına rağmen Cansu’da böyle bir fırsatı değerlendirmek istemiş ve birlikte şatoya gitmiştik. Şatonun müdürü ile şatoyu gezip röportajımızı yaparken titretişimde olan telefonumun aralıksız çalması içeme bir korku salmıştı. Ancak Cansu Fransızca bilmediği için röportajda soruları öncelikle ben soruyordum. Bir ara telefonu açamadım. Cansu İngilizce devam edince fırsat bulup telefona cevap verdiğimde son arayan eşim Pervin’in ağlayarak verdiği acı haber dünyamı kararttı. Sadece Türkçe olarak Cansu’ya “Dayımı kaybettim” diyebildim. Gözyaşlarımı tutamadım. Şatonun müdürü şaşırmış Cansu’dan öğrendiği haberle de röportajı yarıda keserek apar topar 58 kilometrelik yolu teperek geri eve döndük.
(ÖNEMLİ NOT : UZUN BİR SÜRE SİTEYE GİREMEDİM. BUNUN SEBEBİNİ HERKESE TEKER TEKER AÇIKLAMAKTANSA İÇİMDEKİ DUYGULARIMI KALEME ALARAK SİZ DEĞERLİ KÖYLÜLERİM VE SİTE ZİYARETÇİLERİ İLE PAYLAŞMAK İSTEDİM. UMARIM YANLIŞ ANLAŞILMAM…)
Burhan ÖZKOŞAR
Bursa, 02/11/2009