 
Cilvanalı şair Ertaş Kaya
Ertaş Cilvana’da dar gelirli bir ailenin yetim büyümüş ilk erkek çocuğu. Aslında her köyde yetişenler gibi o da sefalet içinde büyüdü. Yalnız Ertaş’ın sefaleti beyninde öylesine gelişmiş ki adeta yüreğinden gelen duygularını kaleme aldığında mısralara dökülünce ortaya beğeni kazanacak gerçek bir şahaser çıkıyor. Beceri Allah vergisidir aslında. Kimileri o becerilerini değerlendiremezken kimileri de geliştirerek yaşatır ve büyütür. İşte Cilvanalı Ertaş Kaya’da bu becerilerini yaşatanlardan. Henüz büyüttüğünü söylemek çok erken, ama imekleyerek de olsa yaşattığı bir gerçek.
Ertaş Kaya duygulandığında ve o bilinen ilham eşliğinde, kafasında şekillendirdiği konu çerçevesinde yazıya dökülen sözcükler gerçekten de birbirine uyumlu mısraların sıralanmasından kıtalarını mükemmel bir şekilde oluşturabiliyor.
Köyden uzaklarda yaşayan her Cilvanalının hayalini süsleyen yeşil cennet köyümüz Cilvana’nın hasreti Ertaş Kaya’nın da yadına düşünce kalemi eline aldığında beyaz kağıt üzerinde işte Cilvana’yı böyle anlatmış.
CİLVANA
Sende gördük gökyüzünün uçsuzluğunu
Eksiksiz hergece yıldız dolu koynunu
Umudumuz Ay'dı düşlerimiz samanyolu
Bulutuna hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük Güneş'in muhteşemliğini
Her seher şafakla çisenle seviştiğini
Kimi şarkı söyleyen kimi de ninni
Rüzgarına hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük ilkbaharın, yazın eşsizliğini
Bağların bahçelerin tarifsiz güzelliğini
Geç bunları özledik kara kışını, zemherini
Tipine hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük toprağın ölümsüzlüğünü
Su ile gülüşüp, hava ile öpüştüğünü
Bazan yağmurlar yıkar, bazan karlar yüzünü
Doluna hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük yaylaların serinliğini
Sevginin, şefkatin, erdemin derinliğini
Onca rengi göğsünde açışan yeşilini
Çamuruna hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük kıymet vermeyi küle
Dumanında dalıp gittik tütüne
Kimi hüzün saran kimi de neşe
Ocağına hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük aşkın, sevdanın mağlasını
İnsanın insana canından çok yanmasını
Yemeyip de paylaşan ağzında lokmasını
İnsanına hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük kapıların açık konulduğunu
Kilidin, mandalın raflarda pas tuttuğunu
Malını, canını, inancın, güvenin koruduğu
Eşiğine hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük bacaların sıcaklığını
Dostluğun kardeşliğin kucaklığını
Komşunun komşuya can attığı
Hallerine hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük yenilmediğimizi eleme
Feryada, figana düşmediğimizi yine
Niye bıraktık seni, niye terk ettik, niye
Yollarına hasret kaldık şimdi CİLVANA
Sende gördük güldürmeyi yüzümüzü
Ne çabuk unuttuk terk ettik özümüzü
Yetiş ey sevgili gel aç şu gözümüzü
Yüzlerine hasret kaldık şimdi CİLVANA
Binbaşı Eminbey ne güzel adın
Meşhurdur namın şöhretin şanın
İnciye, yakuta değermiş taşın
Bakışına hasret kaldık şimdi CİLVANA
Çalın değermiş döktüğümüz yaşlara
Gelirmi aklımız vursak taşlara
Sorarsan ahvalini budur Ertaş'a
Hasretine hasret kaldık şimdi CİLVANA
Bilesin aşığıyım ben küllerinin
Dili olsa konuşsa yar düşlerimin
Baktığım heryerde şu gözlerimin
Gördüğü sensin şirin CİLVANA
Berrak akar suların pınarlarından
Alın teri kadar temiz sevdalarından
Öpmeye kıyılmaz yar yanağından
Daha ötesin sen güzel CİLVANA
Kifayet etsede, anlatsam sana
Kelimeler yetsede arzuhalıma
Ne çare her gelen görmez cihana
Ölmeye değer sensin CİLVANA
Yazmakla bitmez sana meramım
Mezarın benim tez gel cananım
Kavruldu narından yandı efkarım
Canım aldı ahuzarın şimdi CİLVANA
Ertaş KAYA
|