Alp dağlarından tüm Cilvanalı köylülerime selamlar
Fransa’nın Alp dağları eteklerinde Akdeniz’e doğru uzanan ve Marsilya’dan 130 kilometre yukarıda bulunan Digne-les-Bains adlı kentte uzun yıllardır oturan köylümüz Fazıl Demirci ağabeyimizin misafiriydik bu hafta sonu.
Demirci ailesi ile Özkoşar ailesi arasında geçtiğimiz yıl dostluk tazelemesi yaşanmıştı. Geçtiğimiz 2008 yılının yazında Bursa Teleferik’te oturan Öncü Özkoşar’ın oğlu Özgür ile Fazıl Demir’in kızı Meryem’in sözlenmesiyle her iki aile arasında dostluk tazelenerek pekiştirilmiş oldu. Askerde olan Özgür kutsal olan vatani görevini tamamlamış tezkeresini almıştı. Düğün 2009’un yazına bırakılmıştı.
Günler aylar hızlı bir şekilde geçmiş 2009 yılı yaz ayları gelmişti. Düğün 17 Temmuz 2009’da Bursa Teleferik’te yapılacak. Ancak Fransa’da uzun yıllardır çocukluğunu geçiren ve gençliğinin baharını yaşayan Meryem gelinimiz haklı olarak burada da arkadaş ve aile çevresi için kına gecesi tertip etmişti. Biz ailelere de bu kınaya iştirak ederek hem gelinimizi hem de Demirci ailesini onurlandırmak amacıyla 20 Haziran 2009’da, biz Özkoşar ailelerinin oturduğu Fransa’nın Atlantik okyanusu kıyılarındaki Bordeaux kentine 760 kilometre uzaklıkta bulunan Digne-les-Bains kentine geldik.
Uzaklara seyahate çıktığımda birkaç işi bir anda yapmayı alışkanlık edinmiş biri olarak hesap yaparken gazeteden gelen bir telefon yol güzergahımdaki 400 kilometre uzaklıkta bir iş çıktığını söylüyordu. Her iki işi birleştirerek yanıma eşimi de alarak yola çıktım. Ona da biraz olsun gazetecilik yaptırdıktan sonra aile içi görevimizi de ifa etmek üzere köylümüz ve yeni aile dostumuz Fazıl ağabeygile geldik.
Demirci ailesinin sıcaklığı
Açıkçası uzun yıllardır burası benim gazeteden görev bölgem olmasına rağmen hiç işim düşmedi bu tarafa. Yani ilk gelişimdi. Alp dağları eteklerinde dar vadilere kurulmuş olan bu küçük ve şirin kent dağınık bir halde dağların arasına serpiştirilmişti. Yemyeşil güzellikleriyle oksijeni bol ve adeta Posof havasını andıran bir coğrafyadaydık.
Burada toplam 80 kadar aile içerisinde 10 kadar da Posoflu aile var. Cilvanalı olarak da sadece Demirci ailesi var. Fazıl abi, oğlu Ulgar ve yanlarında eniştesi olan Ğume’den (Kumlukoz) Abdullah var. Abdullah her ne kadar da yarı Cilvanalı ise de yine de Ğumeli olduğunu ön plana çıkarmadan da geri kalmıyor. Esprileriyle de gönülleri kazanmasını biliyor. Son aile resmi için makineyi eline verdiğimde tam bir foto muhabiri havasıyla yerlere kendini atarak resim çekmeyi de ihmal etmedi.
Fazıl abi ve ailesi tümüyle Cilvanalı olmanın sıcaklığıyla karşıladı bizleri. Sadece çocuklar tam tanımadığı için ilk etapta çekimser kaldılar. Yoksa aynen köyde kapıyı açıp eve girdiğimizde kendi evin gibi hissediyor ve o sıcaklığı yaşıyorsun. Açıkçası kendimi bir anda Cilvana’da hissettim. Sadece kına için salona gidip içeride bayanlar eğlenirken biz erkeklere dışarıda kurulan masalara oturduğumuzda yanımıza gelip oturanlarla sohbet ettiğimizde farklı bir ortamda olduğumuzu hissediyorduk.
Gündüz hava çok sıcak olmasına karşın akşam bulutsuz açık havada üşümeye başladık. Cilvana’dan uzaklaşıp yaylaya çıktığımızda aynı havayı burada hissettik. Yayla havasını yaşadık bir anda.
Bir sürpriz
Digne-les-Bains’de Posoflular içinde Al köyünden olanlar var. Al köyüne gelin giden ve halen köyümüzün o eski anılarıyla yaşayan ya da bizi görünce hatırlayan neticede Cilvana’yı hiç unutmayan bir sürpriz çıktı. Uzun yıllardır görmediğimiz köyümüzde Ağa dada ve Cevat eminin bacısı Güneş bibiyi gördük. Bizim için günün sürpriziydi. Oturduğumuz birkaç saat içinde konuştuğumuzda hep köyden eskilerden konuşup anlatırken büyük bir özlem çektiği ve hey gidi günler hey diyerek içinden geçirdiğini hissettim.
(Fotoğraftakiler : (Soldan sağa) Mükail (Ataman’ın oğlu, Aytekin, Ergün, Nevin ÖZKOŞAR’lar, Ayfer Demirci (Cemil beyin kızı), Savcı Özkoşar, Güneş bibi, Pervin-Burhan Özkoşar, Fazıl, Ulgar ve Latif Demirci’ler.)
Ayfer’le köyü yaşamak
Kınadan sonra eve döndüğümüzde yatmak için herkes aileleri paylaştı. Ben ve Savcı abi ailece Ulgar’ın misafiri olduk. Fazıl abinin oğlu Ulgar köyden Cemil beyin 4 numara kızı Ayfer ile evlenmişti. Ayfer’i köyde birçok kişi tanır. Rahmetli Asker dedenin en mukellet torunuydu. Yaşı küçük olmasına karşın köydeki mizahi anlatımlarda zekasıyla ve komikliği ile öne çıkardı. Bir yandan ana tarafından Celil dedesine çekmiş anlatımları anında beynine kaydeder, öteden baba tarafından Asker dedesine çekmiş komik anlatımlarıyla iyi bir mizah ustası olmuştu. Çocukluğu da bir hoştu, herhalde Ayfer’i bu yönüyle köyde sevmeyen yoktu.
İşte biz bu Ayfer’in misafiri olunca köye uzanıp o eskileri yaşamak istedik. Gece geç saate kadar oturduk yetmedi sabah kahvaltıda devam ettik. Ayfer’in anlatımıyla köyü dinledik. Kilometrelerce uzaktan köy özlemimizi bir nebzede olsa gidermiş olduk.
Ayfer denince herhalde akla köyümüzdeki lakaplarıyla isimlere koşulan türkü akla gelir. Onun hikayesini anlattırmaya çalıştım. Ancak Ayfer onları neredeyse unutmuştu. Fazla zorlamak istemedim. Yinede o anıyı anlattı. Türküyü ise unutmuştu.
Size selam getirmişem
İran’dan Türkiye’ye gelerek baskıcı rejimden kurtulup Türkiye’ye iltica eden ve dönemin başbakanı rahmetli Turgut Özal’ın da bizzat yardımıyla T.C. vatandaşı olan Huşenk Azeroğlu’nun meşhur türküsü Size Selam Getirmişem adlı türküsü çok meşhurdu.
Rahmetli Melik emi Hollanda’dan izine geldiğinde mahallenin komik küçük kızı Ayfer’i yanına alır. Güldenleri çıkarır cebinden Ayfer’e derki şimdi bir koşma yazacağız. Çünkü o akşam izinde olan Demirşah (Damoş) ağabeygile yani dereli rahmetli Mehemmet emigilde davette toplanacaklarmış. Orada Ayfer’e sürpriz yaptırmayı aklına koymuş.
Başlamışlar yazmaya
Çikogilden, Kaydagilden
Mırığgilden, tırığgilden
Size selam getirmişem.
(Bunun devamı var)
Oradan akşam hazırlığı için eve geldiğinde Ayfer Asker dedeye Melik eminin yazdırdığı koşmayı okuyunca, Asker dede “Niye kendilerini yazdırmamış” diyerek son bir kıta o ekletiyor.
Akşam oluyor yemekten sonra başlıyor gırgır şamata, tam o sırada Melik emi Ayfer’i çağırıyor. Ayfer ise Güldenlerin kokusunu almıştır cepten gülden çıkmayınca okumaz. Melik emi için sorun değil zaten cebinde hazırlamıştır Ayfer’in Güldenlerini. Nasıl olsa kendisi yok ya büyük bir keyifle yazdırdığı türküyü beste halinde okutturur.
Son kıtaya gelince Ayfer patlatır sürprizi
Son mısra ise : “Çavdar Melikgilden size selam getirmişem” deyince o cüsseli Melik emi yerinden kalkarak Ayfer’in üzerine söverek yürür. “Kız ben sana para verdim gene beni de yazmışsın. Bu yoktu o türküde. Nereden ekledin bunu?” der. Oradakiler kendileri için yazılanlara gülerken arkadan gelen sürprizle yıkılırlar gülmekten.
Bu koşmanın sesli ve görüntülü video kasetleri vardır. Elde edebilirsek adı ve lakabı geçenlerin de hoşgörüsüne sığınarak buradan yayınlayacağız.
Yayha Erçınar’ı da anlattı:
Evde sandık kilitleniyor, Yahya yiyecek bulamıyor. Eline geçirdiği kuru çadiye talim etmesi gerekiyormuş. Ablalarına “köcmediz ki sizden kurtulip de bir rahat edem” diye sinirlenip elindeki cadiyi yere vuruyor, yerden tavana fırlayan çadi yeniden yere düşüyor ancak yine kırılmıyor. Çıkıp dışarıda “Aha babacan bu cadi yeyulurmi? Yere vurdum tafana çığtı yere düşti gene kırılmadi” anlatıp yakınıyor.
Tamamını uygun görürse Yahya’dan dinleyelim…
Burada adı geçenlerin rahmete gidenlere Allah’tan gani gani rahmet dilerken geride kalanlara uzun ömürler diliyoruz.
FRANSA/DIGNE-LES-BAINS



l
