
CİLVANALI OLMAK SORUMLULUK GEREKTİRİR
Yıllar önce ekmek peşine İnegöl’e gelerek yerleşen Posoflulara, yurtdışında kazanıp Türkiye’de emlak yatırımı yaparak yerleşen Posoflular da eklenince adeta Posof İnegöl’de yeniden kurulmuş oldu. Yıllar geçtikçe daha da kalabalıklaşan Posoflular eskiden köylülerinde olduğu gibi İnegöl’de de bir araya toplandılar. Zaruri ihtiyaçlarını giderebilmek için oluşturdukları birlikteliklerini daha sonra bazı kısır çekişmeler yüzünden fırsata çevirerek resmen dernekleştirdiler. Var olan ve kapsamlı faaliyet yürüten Posof Derneğinden koparak kendi köy derneklerini kurdular. İnegöl’de köylüler arasında bölünerek köy dernekleri furyası patlamış oldu. Bu durumu İnegöl’de emekli bir öğretmen hemşerimize sorduğumda güzel ve latife dolu bir cevapla şöyle vurguladı “İnegöl’de bir binası olan ve altında yaptığı dükkanları boş kalan herkes artık kendi köyünün derneğini kurarak dükkanını kiralamış oluyor. Aslında olay budur.”
Cilvanalıların sorumluluk anlayışı
İnegöl’de yaşayan Cilvanalılar da bu dernekleşme furyasına kayıtsız kalmadılar. Kısa bir süre önce birleşerek dernek kurma yoluna gittiler. Yalnız tek bir fark vardı. Diğer köylüler derneklerini resmen kurarak faaliyetlerine başlarken Eminbeyliler büyük bir sorumluluk örneği sergilediler. Sırf Posoflular arasında ayrımcılık olmaması ve Köyümüz Cilvana’da, yurtiçi ve yurtdışında yaşayan tüm Cilvanalıları da kapsaması bakımından 1997 yılında Hollanda’da bu amaçla kurulan Eminbeyliler Derneğinin devamı şeklinde birliktelik sağlanarak aslında sanal bir dernek kurulmuş oldu.
Cilvanalılar İnegöl’de toplandı
Köylülerimizin yoğun yaşadığı İnegöl’de geçtiğimiz yaz çalışmalarını yürüterek Eminbeyliler Derneğinin kuruluşunu deklare etmek amacıyla Cilvanalılar pikniği adı altında ilk aktivitelerini de yapmış oldular. Başkanlığını Ziyettin Erdoğan’ın üstlendiği Dernek yönetimi yine geçtiğimiz 01 Kasım 2009 Pazar günü değerli köylümüz Sinan Koçer’in ofisinde bir toplantı yaptık.
Toplantıya; Ziyettin Erdoğan, Sinan Koçer, Şemsi Ekici, Öncü Özkoşar, Erdal Erçim, Nazmi Tüter, Sebahattin Bilici, Ertaş Kaya, Alper Özdemir, Ğunemisli olduğu halde kendisini Eminbeyli hisseden değerli çocukluk arkadaşım Erkan Öztürk ve Ben katıldık.
Uzun süren toplantıda gündeme alınan konuları maddeler halinde not tutan başkan Ziyettin Erdoğan yazacağı için ayrıca ben burada değinmek istemiyorum.
İnegöl’deki köylülerimle geçirdiğim birkaç saatin anatomisi
Bilindiği üzere Türkiye’ye yazın annemden sonra dayımın vefatı üzerine apar topar önce Ankara’ya ailece gelmiştik. Bir grup önceden dönerken bizim de geri Fransa’ya dönüş biletimiz 29 Ekimdi. Ancak rezervasyonlarda oluşan bir sorundan dolayı 6 kişiyi 3 Kasıma ertelemek zorunda kaldık. Yıllardır Türkiye’ye görev amaçlı geldiğimde her zaman İstanbul’da erken kaçarak önce Bursa’da Anne baba ve akraba ziyareti daha sonra da Ankara’ya geçerek Dayımları ziyaret etmeyi artık zaruret haline getirmiştim. Dolayısıyla Ankara’dan Bursa’ya geçmemiz de zaruriydi. Böyle de yaptık. Gelen gidenden vakit bulmak imkansızdı. Amcaoğlu Öncü ağabey ile oturmuş derneklerden konuşurken “Yahu herkes dernek kuruyor. Arabayatağı’ndaki Yeniköylüler derneklerini kurdular. Cumartesi açılış var senin burada olduğunu söyledim. Seni davet ettiler, gider miyiz?”
Bende “Gideriz elbet” dedim.
Öncü abi “Yahu bu bizim İnegöl’deki dernek içinde bir şeyler yapmalıyız. Onu daha aktif hale getirmeliyiz” diyerek Cilvanalı olmanın sorumluluğunu yerine getirdiği için benim gönlümdeki yerini çoktan almıştı bile.
Cebimden telefonu çıkarıp başkan Ziyettin Erdoğan’ı aradım. O da benim Türkiye telefon numaramı görünce şaşkınlığını gizlemeyerek “Türkiye’de misin abi?” derken, bende kendi durumu izah ettim. Hazır gelmişken İnegöl’e de uğrayarak birkaç saat da olsa görüşme talebimi iletince Ziyattin “Tabi abi büyük bir memnuniyetle. Hem buna seviniriz, yönetimdeki arkadaşları toplayalım, oturup bir konuşalım. Çok güzel olur” diyerek randevulaştık.
Pazar günü verilen saatte Bursa’dan Öncü abi ile birlikte yağışlı bir havada İnegöl’e gittik. Sinan Koçer’in muhasebe ve mali müşavirlik yaptığı özel ofisinde toplanmışlardı. İçeri girdiğimizde Öncelikle Köyümüzün değerli simalarından Yalçın ağabeyin oğlu Sinan Koçer’in bu başarısı beni büyüledi, bu satırlarda anlatamayacağım derecede sevindim. Bravo Sinan. Tüm çalışmalarında başarılarının devamını diliyorum.
Sinan köyden hatırlıyorum, daha çok çocuktu. Şimdi büyümüş, kendisini yetiştirmiş ve köylülerinin gururlanacağı bir adam olmuş. Toplantıda tüm imkanlarını köylüleri için seferber etmiş görünümündeydi. İstenilen tüm bilgilerin teknolojik imkanlarını da kullanarak bizim önümüze sunabildi. Hatta Hollanda ile canlı bağlantılar gerçekleştirerek alınacak kararda onların da söz sahibi olmaları ve yapılacak işlerin tamamlanmasını sağlamak amacındaydı.
Sadece, genç, dinamik, içleri enerji dolu olan ve çalışma azminde oldukları için ihtiraslı yapıya sahip olan iki köylümüzden Sebahattin Bilici ile Sinan’ın gereksiz tartışmaya girmesi haricinde her şey mükemmeldi ki sonunda her ikisi de bu hatasını düzelterek Cilvanalılara yakışan erdemlilik örneği sergilediler. Her ikisini de kutluyorum buradan.
Hazır Sebahattin’den söz açılmışken İnegöl’de bir dönemler köyden geldiğindeki imkansızlıklar dolayısıyla kendisine yer edinebilmek için vermiş olduğu mücadelelerde kaydığı ekstrem uçlarda yaptığı hatalarında farkında olarak kendisini yenilemiş ve sosyal olarak da geliştirmiş uzun süre derneklerde elde ettiği tecrübelerini köyümüz için değerlendirmek ve büyük bir özveriyle katkı sağlamak amacında olduğu anlaşılıyordu.
Ziyettin Erdoğan herkesi dinleyip önünde aldığı notları toparlayarak elde ettiği analizle birlikte konuları büyük bir ustalıkla toparlayarak kendinden kattığı teknik bilgilerle harmanlayıp katılımcılara sunması çok olumlu ve beni büyüleyen bir başka olguydu.
Şemsi Ekici: Şemsi ağabey toplantıda içimizde yaşça en büyüğümüzdü. Köyden tanımayan yoktur herhalde. Her türlü köy işine katkı sağlayan ve köyümüz için büyük özverilerde bulunan bir kişidir. Toplantıda her konuya vakıf olduğu halde sadece soru yöneltip konuların daha anlaşılır olması ve açıklanmasını sağlayarak her konudaki fikrini söyleyerek toplantıya büyük katkı sağladı.
Erdal Erçim: Harika bir duruş ve kalpten bir görünüş sergiledi. Konuşmalarında yüreğini ortaya koydu. Her söze karışmadı sadece bildiği konularda görüşünü ortaya koydu. İyi bir dinleyiciydi.
Nazmi Tüter: Köyden çocukluğunu hatırlıyorum. O da kocaman adam olmuş herkes gibi Kapitalizm sistem içinde şehir hayatında ezilmiş bir görünümü vardı. Efendiliği ile gönüllere taht kuran değerli köylümüz toplantı boyunca utangaç ama güler yüzünü hep sergiledi.
Hatta bir ara Tahsin Ekici’nin evde mahsur kaldığını duyunca da seferber olarak onu evden kurtarmaya gidenler arasındaydı.
Alper Özdemir ile uzun bir süre oldu görüşmeyeli. Toplantıya geç katıldı. Alper her zamanki efendiliğini sergiliyordu. Toplantı boyunca konuşmalara zaman zaman katılarak ilgili biri olduğunu gösterip fikir teatisinde bulunuyordu.
Ertaş Kaya bana büyük bir sürpriz yaptı. Ertaş’ı yazdığı şiirleriyle tanıyordum. Ben köyden ayrılırken o daha küçüktü. Server abinin çekimlerinde seyranlarda yaptığı skeçlerden hatırlıyordum. Bir gün elime gelen “SENİN POSOF’UN” adlı şiiriyle köyümüzde böyle bir yeteneğin olmasına inanın çok sevinmiştim. Belki de kimsenin beklemediği birinin bu derece şiir yazma yeteneğinin olması benim gibi birçok ilgili kişiyi de büyülemişti. Hatta elimize gelen şiirinin görüntülerine göre sesimin elverdiği ölçüde seslendirmiştim. Kötü olduğunu biliyordum, ama teşvik olsun diye çeşitli yazılarımda konu ile ilgili kişileri motive etmek için yazdığım yazılara da maalesef hiçbir reaksiyon alamadık. Ya da ben görmedim. Bu güzel şiiri ilgili ve sesi güzel olan kişilerin seslendirmesini istemiştim. Nerede kaldılar bunlar?...
Kendisini Cilvanalı hisseden Ğunemisli
Toplantıda köyden çok sevdiğim çocukluk arkadaşım, 1970’li yıllarda ortaokulda sınıf arkadaşım, o kadar uğraşmama rağmen derslerde bir türlü geçemediğim ancak tatlıca yarıştığımız ve oldukça başarılı biri olan sevgili arkadaşım Erkan Öztürk de katılmıştı. Erkan herkesin tanıdığı ve usta bir mizahçı olan, uzun yıllar köyümüzde öğretmenlik yapan ve köyümüzün birçok çocuklarını eğitim açısından yetiştiren Casim hocanın oğlu. Çocukluğunun ve genç yıllarının köyümüzde geçmesinden dolayı kendisini Eminbeyli hissettiğini vurgulayarak bir de anekdot anlattı kalkar ayak.
“Uğur Mumcu Cemalettin Kaplan ile bir röportaj yapmış. Sonunda Cemalettin Kaplan “Gel ikimizin bir resmini çeksinler” demiş.
Uğur Mumcu’da “Tamam çeksinler de ben fotoğrafın altına ne yazayım” demiş.
Kaplan da “Bir Komünist ile bir Faşist yan yana diye yazarsın” demiş.
“Şimdi de sen benim bu fotoğrafın altına ne yazacağımı mı ima ediyorsun be Erkan” dedim.
O da “işte öyle bir şey” diye yavan bir yanıt verdi..
Ben de “Kendisini Cilvanalı hisseden Ğunemisli diye yazarım” diye latifemi patlattım.
Burhan ÖZKOŞAR
Bursa, 02.11.2009