TURGAY GÜRLER ANLATIYOR
Fransa’ya geldiğimde henüz 18 yaşındaydım. Ana kucağından çıkıp geldim. Hiç kolay olmadı. Kayınçolar hemen ertesi günü işe götürdüler. Et entegre hizmetleri veren bir şirkette çalışıyor önümüze gelen tavuk, hindi ve kaz gibi kanatlı hayvanların etini kemiğinden ayırıyorduk. Daha ilk günlerdeyken ağır olduğu için demir eldivenlerin koruyucusu olanı takmamıştım. Elimizdeki ifrit gibi keskin bıçakla parmağımı yonttum. Acısından yandım kavruldum, fakat erkeklik ya işte güya ses çaktırmıyorum. Akşam eve gelince de gizlinden başlıyorum ağlamaya.
Eşi Kerime yenge söze karışıyor;
"Hakkaten Turgay gizlice ağlamaya başlayınca yanıma alıp çocuk gibi saçını okşuyordum ancak sükütledebiliyordum"
Turgay Gürler devam ediyor;
Baktım olacak gibi değil aldım elime kalem kağıt köye babaya başladım yazmaya. Baba bana bu gurbet çok ağır geldi. Burada çalışmak çok zor, en kısa zamanda geleceğim. Sevmedim bu gavur memleketini diye de ekleyip güya can yaktırdım babaya.
Babadan gelen bir mektupta ne selam ne kelam vardı. Direk iki satırlık bir mektup "Köyde felanın oğlu filanda Avrupa’dan bir çantayla geldi. Evi de yok felanın evinde kalıyor"
Babanın mesajı çok açıktı. Gelebilirsin hiç sorun yok istediğin yere de gidebilirsin ancak kendi ayakların üzerine durman gerekiyor. Kısacası diyordu ki babaya güvenerek köye gelme...
Mektubu okuyup yorumlayınca hayaller kurarak geldiğimiz Fransa’da suyun dibine düşen hayallerin içinde yüzmeye başladım. Halen daha yüzmeye devam ediyoruz işte...
Cilvanalı Turgay bu konuyu yazdığı daha sonra da bestelediği “İÇİN BAŞKA DIŞIN BAŞKA AVRUPA” adlı şiirinde güzelce anlatıyor.
http://www.youtube.com/watch?v=kVu7WD9yUiY
Bu adresten dinleyebilirsiniz.
 
FRANSA/Flers
|