
CİLVANA ANILARI
Bugün 27 Eylül 2009 Pazar. Bilent ile Turgay taaa Cilvana’dan 1980’li yıllarda itibaren kader birliği yapmışçasına birliktelikleri başlayıp, Fransa’da bir araya geldiler halen bu birliktelikleri devam ediyor.
Bordeaux’da birbirlerini iki gün görmeseler muhakkak telefonda seslerini duyacaklar.
Bilent “Artık son günlerde günlük sesimizi duymamız gerekiyor. Onun için de ya buluşuruz ya da telefonlaşırız. Yoksa o gün kendimizde büyük bir eksiklik hissediyoruz” diyor.
Bir araya geldiklerinde kesinlikle Cilvana’dan bahsederler. Bugünde bir çok konuda Cilvana’da geçen anılarını tekrardan anlatıp yad ettiler.
Sadece 2 konuyu buraya almak istedim.
Turgay anlatıyor:
“Bilent Posof Lisesi’nde okuyor. 19 Mayıs kutlamaları için bando takımına seçilmiş. Siyah pantur ve bayaz kömlek lazımmiş. Benimde bir kara panturum varidi. Ama Bilent’e çok geniş geldi.
Dedim “Gel bizim tükene gedağ”
Bilent’de bene “Ola cepte metelik yoğ, nere gedağ” dedi.
“Peşime gel” dedim, doğri Meydan eminin tükene gettuğ, içerde Yüksel var.
Yüksel’e “Abu Bilent’e bir kara pantur lazım”
İçerden 2 pantur alıp verdim Bilent’e “Get aşağda üsten gey dene gel. Ya olmazsa”
İşaret ettim “Birini panturun altından gey öbürüni getür”
Bilent birini panturun altından geymiş öbürini getürdi,
“Yoğ yahu bu olmadi, al Yüksel buni” deduğ.
Bir zaman sora çığıp gettuğ. Yolda gederken Koperetifin ögüne gelduğumuzda, karşidan Meydan emi geliyer. Bağtım Bilet’in arğadan kara panturun paçalari çığmiş. Göriniyer.
“Ola ağzan ….. kapat paçalarin yoksa Meydan emiya yağalanacauğ” O da egildi kapatti paçalari çağturmadan.
Meydan emi bize yağlaşur yağlaşmaz “Ola mozerler neyidiyersiz” deyip başladı bizenen dalğa geçmeye.
Tabi biz ordan sıyışıp kaçtuğ.
Yoğluğ içinde Bilent’i pantur sahabi ettuğ.
“Ama 2005’te gettuğumuzda Yüksel’i alıp özel Posof’a götürdüğ. Çoğunu yoğluğ yüzünden yaptuğumuz tüm velediznaluğları anlattuğ.
“Yüksel hakkın halal et. Bunun içinde aburadan ne isteyersen alacağuğ sana” deduğ.
O da “canız sağolsun, olur bele işler gençluğta ben ve ailem hepsini halal etmişuğ” dedi.
Güzel bir yemek yeduğ geri köye gelduğ”
Bilent anlatıyor:
“Abu bizim Tuncay ile Cengiz ağabeyin oğli Serhat daha çok küçükler. Biz Selet Ğocanın patosuyla sapi vuriyeruğ ğarmanda. Bunlarda ellerine lazut alıp, gedip Esker dedegilin yığına veriyerler ataşı. Yığın yansın ki lazut kavuracağlar.
Bağtuğ yığın yaniyer, patusu durdurup gedtuğ ama yığını söndüremaduğ. Köve ğaber getmiş Esker dede geldi. Bağırdi çağirdi, ama biz zatan üstlanduğ. Bir şey yapıp halledecağuğ.
Cemil bey geldi, konuştuğ, durumi anlattuğ. Na diyacan çocuğlar yapmiş. Zatan 6 bulullu bir yığınmış. Bir şekilde halledecağuğ deduğ o da anlayışla karşiledi.
Arkasından da dalgasına “Ola baba ahu bizim kari bu yığının yanacağını anlamışmiydi na tarlayi yoğuşa yoğuşa duğri tirmığliyerdi” diyerek ortamı sakinleşturmağ istedi.
O arada Mülez emi de geldi. Esker dede, “12 bululluğ yığınıdi” deyip sapı, yığıni ögiyerdi.
Mülez emi de “Ola baba nayın 12 bululi yığıni? Ahurada 4 küçük bululdan yığın yapmişlerdi zatan” deyince Esker dede ile Mülez emi arasında kıyamet kopti.
Sonunda gerçi sap verduğda anlaştuğ.”
“Not: Bu yazıyı hem Serhat Ergün’e hem de Emrah Ekoç ile Kenan Çakal’a gönderdim. Serhat bir maille cevap vermişti. Yığın yakanın kendisi olmadığı kardeşi Sedat olabileceği açıklamasını göndermişti. Bununla birlikte bu tür espri konularının en azından yazılı olarak yapılmasına karşı olduğunu belirterek www.elfene.com adlı sitesine koyamayacağını vurgulamıştı.
Serhat’ın bu görüşüne saygı duyarak, biz isteyenlerle bu şekilde gırgır, şamata, esprilerle de olsa yola devam edilebileceği düşüncesiyle ve bu açıklamayla birlikte yazının köyümüzün sitesi olan www.cilvanam.com ‘da yayımlanmasını özellikle istedim.Umarım okuyucular ve değerli köylülerim anlayışla karşılar.
Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki; kırıcı olmada, hakaret unsuru içermeyen konuların yazıya dökülerek olayın kahramanlarının anılması kaydıyla yaşanan anıların uzun yıllar yaşatılarak kitaplaşması düşüncesindeyim. Çünkü biz bu olayları zaten ağızdan ağza anlatarak yıllardır yaşatıyoruz.”
BURHAN ÖZKOŞAR