
Oktay Demirci’den bir anekdot
Oktay Demirci: Köyümüz Cilvana sakinlerinden tanınmış ve soyadlarının da Demirci mesleğinden alan dedeleri Refet Usta’nın iki oğlundan biri olan Kamil Usta’nın oğludur.
Oktay Demirci ile Bursa’da görüştüğümüzde Posoflunun saf, temiz ve misafirperverliğini anlatan güzel bir anekdotu siz değerli site ziyaretçileri ve Cilvanalı köylülerimizle paylaşmayı uygun buldum.

Posof insanı saftır, temizdir, misafirperverdir.
Oktay Demirci anlatıyor:
Mersin’de görev yapıyordum. Sıcak havada bir gün bir yerde oturmuş soğuk bir şeyler içerken yan masada oyun oynayanlar vardı. Biz arkadaşlarla konuşurken Posoflu olduğumu söyleyip Posof’tan bahsediyordum. Yan masada oturanlardan birisi elindeki kağıtları masaya kapatarak “Siz devam edin. Benim hemşerim gelmiş” deyip oturduğu sandalyeden kalkıp yanıma gelip oturdu. Tokalaştıktan sonra hangi köylü olduğumu sordu. Binbaşı Eminbey Nahiyesi’nden olduğumu öğrenince başladı köyün ileri gelenlerini sormaya. Bende bildiğim kadarıyla cevaplamaya çalışıyorum, aynı zamanda da bunun hangi köylü olduğunu tahmin etmeye çalışıyorum ama bırakın köyleri adamda Posof şivesi bile yoktu.
Bana dedi ki “Şimdi sen benim hangi köylü olduğumu ve neden bu kadar detaylı soru sorduğumu düşünüyorsun. Ben Posoflu değilim Mersinliyim. 1961 yılında Posof’ta yedek subay olarak görev yaptım. Posof benim için unutulmaz bir yerdir. Posof insanı ise Dünya’nın hiçbir yerinde bulunmaz. O kadar saf ve temiz insanlarsınız ki anlatamam”
Şekeri ağzı ile kırıp hizmet etti
Mersinli, yedek subay olarak görev yaptığı Posof’ta hayatında hiç unutamayacağı ve hayatını derinden etkileyen olayı anlatmaya başladı “Bir gün Posof bölüğünden bir manga askerle Yeniköy bölüğüne gidiyorduk. Kışın tam ortasında aşırı bir tipiye tutulduk. Köye yaklaştık ama tipiden göz gözü görmüyordu. Artık adım atacak halimiz kalmamıştı. Köyün girişinde havlayan köpeklere aldırmayıp canımızı bir eve attık. Avlu kapısından içeri girince yaşlı bir amca çıktı. Halimizi görünce hemen içeri buyurun etti. Aynı zamanda içeriye bağırdı; “Kız nene asker misafirlerimiz var. Gügümle suyu sobanın üstüne at da çayı kaynat”
Dede bizi bir gözlü evine aldı içinde tezek yanan sobanın etrafına dizildik donlarımız çözülüyordu. Biraz olsun ısınmıştık. Bu arada çayda demlenmişti. Sofra kuruldu, çaylar bardaklara döküldü. Bir tas içinde iri şekerler geldi sofraya. Yaşlı dede ağzında dişleri dökülmüş kalan birkaç dişi ile de ağzına aldı iri ve o sert şekerden bir tanesini kırdı bana uzattı, “Kumandan kusura bakma bizde kerpet yok. Erzurum şekeri de serttir. Ancağ elimden bu gelir” diyerek şekerleri kırıp verdi.
Ben de bu yaşlı amcanın dişleriyle kırıp verdiği şekerleri alıp çayımı bir güzel içtim.
İşte bu yaşlı dedenin yürekten, samimi ve tarifsiz misafirperverliğini unutamam.
Sonradan öğrendim ki aslında sadece bu yaşlı dedenin değil tüm bu yöre insanının özünde bu samimiyet ve tarifi imkansız bir misafirperverlik varmış.
İşte biz Posofluların güzel hasletleri Dünya’nın birçok bölgesinde bu şekilde anlatılmaktadır. Bizim bu dedelerimiz tarih olmuştur, ancak bizler de bu dedelerin torunu olmakla övünürken gerçekten özümüzü ve böylesine eşi benzeri bulunmayan kültürümüzü koruyabiliyor muyuz?
Burhan ÖZKOŞAR – Bordeaux / FRANSA